Skip to main content
  • Görmesini Bilen Gözler, Aglayan Gözlerim

Görmesini Bilen Gözler, Aglayan Gözlerim Kisa Hikayeler

İnsanoğlunun büyük çelişkisi

Aglayan Gözlerim Kisa Hikayeler Eflatun'a iki soru sormuşlar. Birincisi: "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?"

Eflatun şöyle cevap vermiş: "Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler...

Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler...

Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü, ne de yarını yaşarlar... 

Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler..."Sıra gelmiş ikinci soruya: "Peki sen ne teklif ediyorsun?"Bilge yine sıralamış:

"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır... 

Önemli olan; hayatta 'en çok şeye sahip olmak' değil, 'en az şeye ihtiyaç duymaktır."


Görmesini Bilen Gözler

Küçük kiz, kendini bildigi günden beri annesindenbüyük bir sefkat görmüs ve ondan duydugu sözlerle,pamuk prensesten daha güzel olduguna inanmisti.Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecikyavrusuydu her zaman. Ama ilk okula baslayinca islerdegisti. Arkadaslari onun hiç de güzel olmadigini, hattaçirkin bile sayildigini söylemekteydi. Küçük kiz, ilkönceleri onlara inanmadi çünkü herkes birbirinikiskaniyordu. Ama bir kaç yilda gerçeklerle yüzlesti.Annesinin bir pamuga benzettigi yüzü, çiçek bozugubir cilde sahipti. "Badem" dedigi gözleri ise sasiydi.Vücudu da bir serviyi andirmiyordu. Demek ki, annesionu aldatmis ve yillar yili çekinmeden yalan söylemisti.Genç kizin anne sevgisi, kisa bir süre sonra nefretedönüstü. Evlenme çagina gelmis olmasina ragmen yüzünebakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere ragmendüzelmiyordu. Genç kiz, doktorlarin gizlice yaptigikonusmalardan kör olacagini anladiginda çilgina döndüve kendisini hâlâ çocukluk yillarindaki ifadelerle sevenannesinin bu yalanlarina dayanamayip evi terk etmeyekarar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde is buldugunusöyleyerek ondan önce davrandi ve kazandigi paralaribir akrabasina gönderip, kizina bakmasini rica etti.Genç kiz bir süre sonra görmez oldu. Karanlik dünyasiylabas basaydi. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.Yalanciydi annesi, ölse bile bir kayip sayilmazdi.Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarinisöyleyerek kizi ameliyat ettiler.Ancak o, gözünü açtiginda yine ayni yüzü görmektenkorkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azindan kimseyeyük olmazdi. Genç kiz, ameliyat sonunda aynaya baktiginda,müthis bir çiglik atti. Karsisinda bir dünya güzeli vardi.Gerçekten de harika bir kizdi gördügü. Yüzündekibozukluklar tamamen kaybolmustu. Çok kemerli olanburnu düzelmis, kepçe kulaklari normale dönmüs veyaban otlarini andiran saçlari, dalga dalga olmustu.Genç kiz, yanindaki yasli doktora sevinçle sarilarak:"Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbirçirkinlik kalmamis, estetik ameliyati siz mi yaptiniz?"Yasli doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadik kizim!."diye gülümsedi. Annenin bagisladigi gözleritaktik. Sen, onun gözünden gördün kendini!."


Ask Gül Bahcesi Hikayesi

Ask Gül Bahcesi Hikayesi

Kasabanın birinde, güzelliği dillere destan bir kız yaşarmış. Kendisiyle evlenmek isteyen uzak ülkelerden gelen nice prensi, asili, zengini, yakışıklı delikanlıyı reddetmiş. Kimseleri kendine layık görmüyormuş. Kıza aşk besleyen, aynı kasabada yaşayan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş.  Ama kız onu da beğenmemiş. Bizim delikanlı günün birinde kasabadan ayrılmış. Başka birine aşık olup evlenmiş, çocukları olmuş, yeni bir hayat kurmuş.

Uzun zaman sonra yolu yaşadığı güzel, şirin kasabaya düşmüş. Aklına bir zamanlar aşık olduğu kız gelmiş, ona ne olduğunu merak etmiş. Tanıdık bir yaşlı adam, güzel, büyük bir gül bahçesi olan evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş. Kimseleri beğenmeyen güzel kızın kiminle evlendiğini görmek istemiş. Kocasını evden çıkarken görmüş. Kızın kocası şişman, kel, çok çirkin ve kaba bir adammış. Üstelik zengin de değilmiş. Nasıl oldu da böyle biriyle evlendiğini merak eden adam, kızın kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış. Kız kapıyı açınca adamı tanımış. Adam sormuş:

– Sen ki hiç birimizi beğenmedin, nice kısmetlerini geri çevirdin, nasıl oldu da böyle biriyle evlendin demiş?

 Kız da ona:

–  Sana cevabı vereceğim fakat önce gül bahçemdeki en güzel gülü koparıp getireceksin, yalnız tek şartım, bahçede ilerlerken geriye dönmeyeceksin.

 Adam peki demiş ve çok güzel güllerin olduğu bahçede ilerlemeye başlamış. Önce çok güzel sarı bir gül görmüş. En güzel gül bu derken biraz ilerde daha güzel kocaman pembe bir gül daha görmüş. Tamam budur işte diye düşünürken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası gözüne ilişmiş. Bir türlü karar verememiş, en güzel çiçeği bulacağım derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş, geriye dönemeyeceği için bahçenin sonunda yaprakları solmuş cılız bir gülü mecburen koparıp kıza götürmüş.

Kız gülü almış ve adama demiş ki:

– Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulacağını düşünürken ömür geçer de sonunda en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın. Bu yüzden gençlik bitmeden elindekinin değerini bilip, yetinebilmeyi öğrenmek gerekir.

Hayat akarken birçok fırsatla karşılaşırız. Kimimiz fırsatların değerini bilir, kimimiz ise birçok fırsatı kaçırıp görmeden yanı başından geçip gider. Ömür dediğin yoldan geçerken aynı şartlar altında bir daha geçemeyiz. Bir hedefe öylesine kilitleniriz ki karşımıza çıkan diğer fırsatları kaçırırız. Bir gün bir bakmışız hedeflediğimiz noktadan da uzaklaşıp çok farklı bir noktaya gelmişiz. Hayatımıza dönüp baktığımızda geriye kalan sadece kaçmış birçok fırsat ve bize kalan içimizi kemiren “KEŞKE” diye yankılanan düşüncülerimiz.

Kurumus Agac Hikayesi

Kurumus Agac Hikayesi

kurumus-agac Sevgi Güzel Sözler Büyük Okyanus da bulunan bir adada yaşayan yerlilerin baltayla dahi kesilemeyecek büyüklükteki ağaçları kesmek için ilginç bir yöntemleri varmış. Ağacın karşısına hep birlikte geçip ağaca kötü sözler fısıldıyorlarmış.

Ağacın içinde bir ruh taşıdığına inanıyorlar, kötü sözler ile bu ruhun ağacı terk edeceğini düşünüyorlarmış.

Sonunda ne mi oluyormuş? Bir süre sonra ağaç kurumaya yüz tutuyor, ardından da küçük bir darbeyle devriliyormuş.

İnsanlara da söylenen kötü sözler, kalplerinde yaralar açar, bir ağaç gibi ruhen çökmesine bedenen yıkılmasına neden olur. İnsan birçok hastalığa yoğun üzüntü nedeniyle yakalanır. Birçok hastalığın şifasını ise insanların moral desteği ve yanında olması ile bulur.

Hayat Akarken, mutlu ve sağlıklı kalmanın bir yolu da size güzel sözler yerine kötü sözler söyleyen, iyi davranmak yerine kötü davranan kişilerden uzak durmaktır. İçinizi karartıp da ağaç gibi kurutmanıza gerek yok.

Zengin Ve Fakirin Hikayesi

Zengin Ve Fakirin Hikayesi

seyyah Zenginlik Yardımseverlik Kader Seyyahın yolu uzak bir diyarda şirin bir köye düşer. Köylülere, tanrı misafirini ağırlayacak biri var mı diye sorar.

Köylüler, seyyaha ancak çiftlik sahibi Süleyman diye birinin yardımcı olacağını ve oraya gitmesini söylerler. 

Seyyah yoldayken birkaç köylüyle daha sohbet eder. Köylülerden Süleyman’ın, o yörenin en zenginlerinden biri olduğunu birde Hasan isimli bir başka çiftlik sahibi olduğunu öğrenir.

Seyyah, Süleyman’ın çiftliğine ulaşır. Köylülerin dedikleri gibi Süleyman misafirini çok iyi karşılar. Seyyah çiftlikte yer, içer ve dinlenir. Süleyman’a ve ailesine kendisini çok iyi ağırladıkları için teşekkür eder ve tekrar yola çıkmadan önce der ki:

– Böyle nimetlerle ödüllendirildiğin ve zengin olduğun için hep şükretmelisin.

Süleyman da seyyaha der ki:

– Zenginlik dediğin nedir ki, hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen gerçek, göründüğü gibi değildir. Bu da geçer…

Seyyah, Süleyman’ın yanıtını uzun uzun düşünür… Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, seyyahın yolu yine aynı köye düşer. Süleyman’ı yine ziyaret ederim, beni güzelce ağırlar diye düşünür. Köylülerle konuşurken Süleyman’ın fakirleştiğini Hasan’ın yanında çalışmaya başladığını öğrenir.  

Seyyah, Süleyman’ı merak eder ve Hasan’ın çiftliğine gider. Süleyman’ı eski püskü elbiseli, birazda yaşlanmış halde bulur. Nasıl oldu da hizmetkar olduğunu sorar. Süleyman çiftliğinin bir sel felaketinde yıkıldığını, tüm hayvanlarının telef olduğunu, topraklarının da işlenemez hale geldiğini, tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Hasanın yanında çalışmak zorunda kaldığını anlatır. Seyyah, Süleyman’ in haline üzülür.

Süleyman, yine de seyyahı bir yere bırakmaz, son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır.

Seyyah, vedalaşırken, Süleyman’a olup bitenlerden ne kadar çok üzgün olduğunu söyler ve Süleyman’dan su yanıtı alır:

– Üzülme… Unutma, bu da geçer…

Uzun yıllar geçtikten sonra, seyyahın yolu yine aynı bölgeye düşer. Eski dostunu ziyaret eder. Bir süre önce ölen Hasan, ailesi olmadığından, bütün varını yoğunu, en sadık hizmetkarı ve eski dostu Süleyman’a bırakmıştır. Süleyman, Hasan’ın konağında oturmaktadır. Büyük arazileri ve binlerce sığırı ile yine o yörenin en zengin insanı olmuştur. Seyyah, eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar çok sevindiğini dile getirdiğinde yine aynı yanıtı alır:

Bu da geçer

Birkaç yıl sonra Seyyah yine Süleyman’ı arar. Ona bir tepe gösterirler. Tepede Süleyman’ın mezarı vardır ve mezar taşında şöyle yazmaktadır:

“Bu da geçer…“

Seyyah, üzgün bir şekilde, “Allah Allah, ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider.

Ertesi yıl, Seyyah, Süleyman’ın mezarını ziyaret etmek için geri döner ama ortalıkta mezar falan kalmamıştır. Büyük bir sel gelmiş, bütün tepeyi silmiş süpürmüş ve Süleyman’ın mezarından geriye hiç eser kalmamıştır.

O yıllarda, ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Bu öyle bir yüzük olacaktır ki, sultan mutsuz olduğunda umudunu tazeleyecek, mutlu olduğunda da, mutluluğun rehavetine kendini kaptırmasını önleyecektir.

Hiç kimse, sultanın istediği gibi bir yüzük yapamaz. Sultanın kuyumcusu seyyahın eski bir dostudur, ondan yardım ister. Seyyah, nasıl bir yüzük yapacağını dostuna söyler.

Kuyumcu yüzüğü hazırlar ve yüzük sultana sunulur. Son derece sade bir yüzüktür bu, Sultan yüzüğü inceler ve gözü üzerindeki yazıya takılır. Üzerinde biraz düşünür ve yüzü aydınlanır. Tam da istediği gibi bir yüzük olduğu için mutlu olur.  

Yüzüğün üzerinde ne mi yazıyordur?

“Bu da gecer…”