Skip to main content
  • Karinca Ve H.ibrahimin Hikayesi

Kim oldugunu biliyorum

Diyer Hikayelere Burdan Ulasabilirsiniz:

Aşk Hikayeleri

Aşk Hikayeleri çok duygusal olabilir. Bu sebeple bu hikayeleri anlatacağımız çocuklarımızın buna hazırlıklı olması gerekir. Yani yaşı kesinlikle uygun olmalıdır.

Sevgiliye Hikaye

Sevgilimizle bir aradayken birbirimize hikayeler anlatabilir veya okuyabiliriz. Sevgiliye Hikaye tercihleri kesinlikle çok özel olmalıdır. Duygusal anlamda oldukça güçlü olmalıdır.

Aşk Masalları

Aşk Masalları birçoğumuzu hangi yaş gurubunda olursak olalım çok fazla etkilemektedir. Bu sebeple zaman zaman hepimiz bu tarz masalları okumaktayız.

Romantik Aşk Hikayeleri

Romantik Aşk Hikayeleri her zaman birçok platformda yoğun bir ilgiyle okunmaktadır. Çok beğenilmekte ve yenilerinin üretilmesi her zaman beklenmektedir.

Karinca Ve H.ibrahimin Hikayesi Duygusal Hikaye Kim Oldugunu BiliyorumKim oldugunu biliyorum

Yaşlı bir adama sokakta yürürken bisikletli

çarpmış ve hafif yaralanmış.

Etraftakiler hastaneye götürmüşler.

Hemşireler, röntgen çekerek her hangi bir kırık

veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini

...söylemişler.

Yaşlı adam huzursuzlanmış; "acelesi olduğunu,

röntgen istemediğini" söylemiş.

...Hemşireler merakla acelesinin nedenini

sormuşlar.

"Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte

kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum"

demiş.

Hemsire"Eşinize haber iletir gecikeceğinizi

söyleriz" diyince;

Yaşlı adam üzgün bir ifade ile:

"Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey

anlamıyor,hatta benim kim olduğumu dahi

bilmiyor" demiş.

Hemşireler hayretle:

"Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden

hergün onunla kahvaltı yapmak için

koşuşturuyorsunuz?" diye sormuşlar.

Adam cevaplamış:

"Ama ben onun kim olduğunu biliyorum" .

Her iste Bir Hayir Var

HER İŞTE BİR HAYIR VAR

her-iste-hayir Kader Arkadaşlık Afrika’nın uzak bir ülkesinde bir zamanlar hüküm süren bir kral vardı. Kralın çocukluktan beri birlikte büyüdüğü hiç yanından ayırmadığı bir dostu vardı. Bu dostu iyi veya kötü her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:


– Bu işte de bir hayır var!


Bir gün kralla dostu ava çıktılar. Kralın dostu tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir hata yaptı. Kral da ateş ederken tüfek geriye doğru patladı. Kralın başparmağı koptu. Kral acı içindeyken dostu her zamanki sözünü söyledi:


– Her şeyde bunda da bir hayır var!


Kral öfkeyle bağırdı:


– Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, başparmağım koptu?


Dostuna çok kızdı ve arkadaşını zindana attırdı. Bir sene sonra, kral uzak bir bölgede birkaç adamıyla avlanıyordu.  Avlandıkları bölgede yamyamların kabilesi vardı. Kralı ve adamlarını yakalayıp ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Köyün meydanındaki direğe bağladılar, yakmak için odun yığdılar. Bu esnada kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, uzuvlarından biri eksik olan insanı yediklerinde başlarına kötü olaylar geleceğini düşündüklerinden yemiyordu. Bu nedenle, kralı serbest bıraktılar. Diğer adamları ise yakıp yediler. Kral sarayına döndüğünde, kopuk parmağı sayesinde kurtulduğunu anladı. Dostu haklı çıkmıştı. Hemen pişmanlıkla dostunu kapattığı zindana koştu. Dostunu zindandan çıkardı ve başından geçenleri anlattı.


– Haklıymışsın dostum! Parmağımın kopmasında bile bir hayır varmış. Seni zindana attığım için özür diliyorum. Yaptığım haksızca ve kötü bir şeydi.


– Hayır, beni zindana atmanızda da bir hayır var.


– Delirdin mi? Seni bir sene boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir.


– Düşünsene, zindanda olmayıp da seninle birlikte avda olsaydım ne olacaktı… 


Hayat akarken, iyi ve kötü birçok olay gelir başınıza, hayat o an göstermese de hayrını, gelse de başınıza türlü türlü sıkıntılar sonra anlarsınız ki her şeyde bunda da bir hayır vardır.

Antika Sandalye

Genç adam, antika merakı sebebiyle ülkenin en ücra köşelerini dolaşıyor ve gözüne kestirdiği antika malları yok pahasına satın alarak kazanç elde ediyordu.

Kış kıyamet demeden sürdürdüğü seyahatler sırasında başına gelmeyen kalmamış gibiydi. Fakat bu seferki hepsinden farklı görünüyordu. Yolları kapatan kar yüzünden arabasını terk etmiş ve yoğun tipi altında donmak üzereyken, bir ihtiyar tarafından bulunup onun kulübesine davet edilmişti. Yaşlı adam, antikacının yürümesine yardım ederken:

– Günlerdir hasta olduğumdan, odun kesmek için ilk defa dışarıya çıktım, dedi. Meğer seni bulmak için iyileşmişim.

Diz boyuna varan karla boğuşup kulübeye geldiklerin de, antikacının beyaz göre göre donuklaşan gözleri fal taşı gibi açıldı. Odanın orta yerindeki kuzinenin etrafını saran üç-dört sandalye, onun şimdiye kadar gördüğü en güzel antikalar olmalıydı. Saatlerdir kar içinde kalan vücudu bir anda ısınmış, buzları bir türlü çözülmeyen patlıcan moru suratını ateşler kaplamıştı. Yaşlı adam, misafirini yatırmak için acele ediyordu. Ona birkaç lokma ikram edip sedirdeki yatağını hazırlarken:

– Bugün soba yakamadım evladım, dedi. Ama bu yorganlar seni ısıtacaktır.

Ev sahibi, yıllar önce vefat eden eşiyle paylaştıkları odaya geçerken, antikacı da tiftikten örülen battaniyelerin arasına gömüldü. Ancak bütün yorgunluğuna rağmen bir türlü uyuyamıyordu. Ertesi gün gitmeden önce ne yapıp edip o sandalyeleri almalı, bunun için de iyi bir senaryo uydurmalıydı. Mesela, hayatını kurtarmasına karşılık ihtiyara birkaç koltuk satın alabilir ve eskimiş olduğu bahanesiyle dışarıya çıkarttığı sandalyeleri, çaktırmadan minibüsün arkasına atabilirdi. Hatta onları kaptığı gibi kaçmak bile mümkündü. Yürümeye dahi mecali olmayan ihtiyar, sanki onun peşinden koşacak mıydı? Genç adam, kafasındaki fikirleri olgunlaştırmaya çalışırken dalıp dalıp gidiyor ve rüzgarın sesiyle uyandığı zamanlar, kaldığı yerden devam ediyordu. Bu arada yaşlı adamın sabah kalktığını fark etmiş, hatta hayal meyal bile olsa odun parçaladığını duymuştu. Gözlerini açtığında, onun kuzine üzerinde yemek pişirdiğini gördü ve etrafına bakınırken, birden iskemleleri hatırladı. Hafifçe doğrulup çevresine baktı:

Aman Allahım..!

Antikalardan hiçbiri ortada yoktu. İhtiyar kurt, herhalde planını hissetmiş ve belki de uykudaki konuşmasını duyarak onları emin bir yere kaldırmıştı. Sakin görünmeye çalışarak:

– İliğim kemiğim ısınmış, dedi. Çorbanız da güzel koktu doğrusu. Ama akşamki sandalyeleri göremiyorum.

Yaşlı adam, odanın köşesine yığdığı sandalye parçalarından birini daha sobaya atarken:

– Sandalye dediğin, dünya malı be evladım, dedi. Biz hiç misafirimizi üşütür müyüz?