Skip to main content
  • Mevsim Sonbahar Olunca hüzün Düser yapraklarrina

Mevsim Sonbahar Olunca hüzün Düser yapraklarrina

Mevsim Sonbahar Olunca hüzün Düser yapraklarrina 

Kisa hikayemize okumadan gecmeyin..

Mevsimlerden en güzeli hangisi deseler herkes farklı bir mevsimi söyler fakat pek az insan için sonbahar dört mevsim arasında en güzeli sayılır. Sonbahar mevsimi bir az hasret, bir az gözyaşı, bir az da yarım kalmışlık gibi nitelendirilir. Mevsim sonbahar ise demek ki en güzel yaz günleri bitmiş ve önümüzde uzun bir kış var. Belki de bu yüzden sıcak, insanın içini ısıtan günlere vedayı simgelediği için sonbahar mevsimi bir az buruk duygular içeriyor.



Mevsim Sonbahar

çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
ıslak saçlarını güneşte kurut
olgun meyvelerin baygınlığıyla parıldasın
nemli, ağır kızıltılar…
sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar…

Nazım Hikmet Ran

Sonbahar Sözleri, Sonbahar İle İlgili Yazilmis Yözler

Duygu ifade eden cümleler nedir?

Hislerimizi karşı tarafa belirtmek için kurduğumuz cümlelere ''duygu bildiren cümleler'' denir. Bu cümleler ''şikayet, kızgınlık, hayıflanma, pişmanlık, sitem ve şaşkınlık'' cümleleri olmak üzere birçok türe ayrılır.

Insanlarda duygu anlama ve ifade ne zaman başlar?

Mutluluk, kızgınlık, korku, şaşkınlık, üzüntü gibi duygular bebeklikten itibaren tanınmaya başlamakta ve gelişmektedir (Nelson, 1987). 2 yaşından itibaren dil gelişiminin hızlanmasıyla çocuklar duygularını daha kolay ifade edebilmektedirler.

7 evrensel duygu nedir?

Ekman'a (2007) göre bu ölçütlere uyan yedi duygu bulunmaktadır: öfke, mutluluk, üzüntü, şaşkınlık, tiksinme, korku ve aşağılama.


Sonbahar Sözleri, Sonbahar İle İlgili Yazilmis Yözler

Bir sonbahar yağmuru gibi yağıyor aşkın üzerime, bir sonbahar esintisi sanki sesin kulaklarımda.

sonbahar sözleri

İlkbaharı, yazı boş ver. Herkes âşık olur o mevsimlerde. Seveceksen bir insanı sonbahar yağmurları üzerine yağarken seveceksin.

sonbahar sözleri

Sonbaharda sararmış yaprak teki solup gidiyorken hayatımdan günlerim ben bir tek senin aşkınla ilkbahara inanıyorum hala.

sonbahar sözleri

Sen gidersen ansızın sonbahar olurum, yağmurlar dökülür yanaklarıma.

sonbahar sözleri

Bir sonbahar esintisine kapılarak sürüklenen sararmış yaprak gibi, savruluyor gönlümde sevdalarım.

sonbahar sözleri

Dudakların gülümserken, bu gözlerindeki sonbahardan korkuyorum asıl ben.

sonbahar sözleri

Kalbim bir sonbaharda her an yapraklarını dökecek bir ağaç misali, en ufak bir rüzgârla çırıl çıplak kalmaktan korkarak yaşıyor.

sonbahar sözleri

Bir sonbahar yağmuru gibi yağdın yüreğime, ellerin ellerimdeyken üşümedim hiç aslında.

sonbahar sözleri

Bir kadını sonbaharda sevmeli, elleri üşürken ısıtmak için, el ele tutuşmak için, yağmurlarda ıslanmasın diye aynı şemsiyenin altında sarılmak için.

sonbahar sözleri

Sonbaharda yağan yağmurlardan saklanmak için tek kişilik şemsiyenin altına iki kişinin sığınması gibiydi seni sevmek. Birlikteyken sığmıyordu içim içime, senden uzakta kalbim sırıl sıklam bir halde.

Her ayrılık bir sonbahar aslında, hangi mevsimde olursan ol kalbini üşütür.

sonbahar ile ilgili sözler

Sonbahar da hüzünlü, gözyaşları hiç kurumayan, terkedilişlere alışık bir kadın gibi. Bir gün güneş doğsa da ertesi gün mutlaka hüzünlerini hatırlar, yağmurlar yağar.

sonbahar ile ilgili sözler

Bir sonbaharda gel yanıma sevgilim, ısıt ellerimi avuçlarında, beraber yağmurun penceremizi ıslatmasını izleyelim. Ben seninle mevsimlerden sonbaharda kalayım hep.

sonbahar ile ilgili sözler

Her sonbahar bir vazgeçiş aslında. Aşktan, sevgiden yorulanların, bir ağaç misali yapraklarını döker gibi umutlarından vazgeçişleridir sonbahar.

sonbahar ile ilgili sözler

Bitişlerin de kendine has güzellikleri olduğunu gösteren bir mevsimdir sonbahar.

sonbahar ile ilgili sözler

Bir sonbahar günü gel sevgilim, benim umutlarım tükenmişken tut ellerimden. Sevgimiz hiç solmayacak bir çiçek gibi açsın sonbahar yağmurlarına inat.

sonbahar ile ilgili sözler

Pembeyi, yeşili, maviyi boş verin. Renklerin en güzeli sonbaharda solan ağaçların dallarında saklı.

sonbahar ile ilgili sözler

En çok sonbaharı severim. Yağmurlarıyla bütün kötülüklere meydan okurmuşçasına hepsini temizlemek için çırpınır sanki.

sonbahar ile ilgili sözler

Sonbahar bir kitabın son sayfası gibi. Bir an önce bitsin isterseniz, bitirirseniz de özlersiniz.

sonbahar ile ilgili sözler

Hüzünlü bir Eylül sabahında sevmeye başladım seni. Mevsimlerden sonbahardı ama benim gönlümde ilkbahar çiçekleri açmıştı bile.

Sonbahar aslında yalnızlık mevsimi değil, insanın kendi kendisiyle kalabalıklaşması için öyle içine kapanık duruyor.

sonbahar resmi

Yorgun bir aşığın omuzlarındaki yük gibi sonbahar. En ufak bir esintide yapraklarını dökecekmiş gibi saklar sevdasını kalbinde.

sonbahar resmi

Sımsıcak gülüşünün ardında bir sonbahar saklama lütfen. Bu defa sensizlikten üşümeyi kaldıramam.

sonbahar resmi

Kirpiklerine düşen her bir yağmur damlası kadar saf ve temiz bir aşkla seviyorum seni.

sonbahar resmi

Sonbaharda dökülmüş yaprakların üzerinde dolaşırken çıkan hışırtı sesi gibi seni özlemek. Dokunmasan sesim çıkmayacak ama kalbime bastıkça, kırılıyor her tarafı.

sonbahar resmi

Müzik notaları gibi ahenkle dökülen yağmurların sesindeki huzuru buldum senin kalbinde.

mevsim sonbahar

Bir sonbahar güneşi gibi kandırıyor hayat insanları. Güzel günlere yakınlaştım sanırken, donuyor bütün umutlarımız bir anda.

mevsim sonbahar

Bir sonbahar gibi yalnız ve sessiz kalbim artık. Mevsimlerin en tenhasına âşık olmuş gibiyim bu sabah.

mevsim sonbahar

Sonbahar yağmurları kadar şiddetli bir aşkla seviyorum seni.

mevsim sonbahar

Bir ayrılık şarkısı sanki sonbahar, yapraklar dallarından, kuşlar evlerinden ayrılıyor.

mevsim sonbahar

Sonbahar

SONBAHAR

Caner yazın çok eğlenmişti. ( Siz yazın neler yapıyorsunuz? ). Denize girmiş, güneşin altında oynamıştı. İstediği gibi tişörtler, şortlar giymişti. Ama Caner bir gün kalktığında dışarıda şakır şakır yağmur yağdığını gördü.. Rüzgar esiyordu. ( Havadaki bu değişiklik neydi? ) Caner camdan dışarı bakarken annesi:

-Günaydın! Okul zamanı, diyerek içeri girdi.

Caner okula gideceği için erkenden kalkmıştı. Yaz boyu, arkadaşlarını öğretmenini özlemişti. Sonbahar gelince okullar açılırdı. Caner hemen yatağından kalktı. Giysilerini giydi. Annesi:

-Biraz kalın giyin dedi. Artık havalar soğudu. Kısa tişörtlerle üşüyebilirsin.

Yağmurluğunu giyinmelisin.

-Haklısın anneciğim, dedi Caner.

Artık havalar soğuyordu. Üzerine kalın giysiler giyinmeliydi. Bir arkadaşaı ince giysilerle dışarı çıktığı için hasta olmuştu. Okula gelememişti. Caner hasta olmak istemiyordu. Yağmurluğunu pantolonunu ve ayakkabılarını giydi. Artık okula gitmeye hazırdı. Annesiyle evlerinden çıktılar. Okula doğru yürüdüler.

( Caner yolda neler gördü? ) Yollar yapraklarla doluydu. Artık yeşil yapraklar sararmış, ayaklarının altında hışırdıyordu. Şemsiyeleri açtılar. Yağmur yağıyordu. Ama hava çok soğuk değildi.

-Anne hava çok soğuk değil, dedi Caner.

-Sonbaharda havalar biraz soğur. Daha çok yağmur yağar. Kışın havalar daha

da soğuyacak. Sonbahar kışa bir hazırlık gibidir. Ama havaların sıcak olduğuna aldanmamalıyız, diye öğüt verdi annesi.

Caner ve annesi sohbet ederek yürürken, Caner uzaktan okulunu gördü. Bahçe arkadaşlarıyla doluydu. Hemen annesine döndü.

-Okulumu çok özlemişim anneciğim, deyip annesini öptü. Ona el sallayıp

okuluna doğru koştu. Arkadaşlarına sarıldı.

Alinti

Sonbahar Hikayeleri

Sonbahar Hikayeleri

‘Gel, biraz dolaşmaya çıkalım’

İtiraz etmedi. Ayakkabılarını giydi. Ceketini ise benim ısrarım sonucu istemeden üzerine aldı. Çıktık.

İstanbuldakiler ‘Sonbahar geldi’ dediklerinde çoğunlukla havanın soğuduğuna, bulutların göğü kapladığına, kaldırımlarda su birinkintilerin oluştuğuna işaret ederler. Burada ise öyle değil. Ekim’in ikinci yarısı ile birlikte gök açılır. Artık Şubat’a kadar parlak mavi bir gök olacaktır. Evet, hava soğur ama yağmurlar da durur. Kaldırımlarda su birinkintileri de olmaz çünkü kaldırım da yoktur. Ormana gömülmüş evlerin arasında yürürsünüz. ‘Sonbahar geldi’ diye bir cümle kullanıyorsanız bu etrafınızın kızardığı, bazen de sarılaştığını gösterir. Geyikler yiyecek bulmak için daha yakına gelirler. Sincaplar son meşe palamutlarını toplarlar. Köpeğini gezdiren bir komşuyu selamlarsınız.

‘Köpekleri çok seviyorsun. Sen de bir köpeğin olsun ister misin?’

Bir baba olarak inadına sorduğum bir sorudur. Onlar için deli olsa da hiç bir zaman köpek istemez çünkü bilir ki köpeğin varsa gezdireceksin. İstediğin kadar evinin bahçesi olsun, yine bir sabah, bir de akşam çıkıp gezdireceksin. Bu işi de başta yapıp sonra babaya bırakamayacaksın. O yüzden de istemez. Sekiz yaşındaki biri için gayet öngörülü olduğunu söyleyebilirim.

Genelde yürürken çeşitli konularda sohbet ederiz. Kimi zaman bu örümceklerle böceklerin farkı olur, kimi zaman da elflerle Noel Baba’nın doğası. Bugünkü yürüyüş konumuz ise biraz farklı.

Kötücan, okuldaki yaratıcı yazım dersinde nasıl bir hikaye yazdın?’


Cevabı biliyorum ama bir de ondan dinlemek istiyorum.


‘Bir inek varmış. Bir apartmanın yüzüncü katında yaşarmış. Her sabah istemese de erken uyanmak zorundaymış çünkü okula gitmesi gerekiyormuş. Kalkıp, yüzünü yıkadıktan sonra pencereyi açıp, aşağıya atlıyormuş. Ona da bir şey olmuyormuş çünkü inek aslında bir süper kahramanmış. Yere inince süper hızıyla okula koşabildiğinden arabaya binmesine de gerek yokmuş...’

Günlük hayatımıza göndermeleri, araya sıkıştırılan mesajları es geçiyorum. Benim derdim başka...

Öğretmenin Mr. Ayala öykün için bir şey dedi mi?’


‘Yok demedi.’


‘Peki, bir önceki öykün için bir yorumda bulunmuş muydu? Hani birbirlerinden korkan patates ile muz, önce patates sanıyor ki muz kendisini yiyecek ama sonra birbirlerini tanıyıp seviyorlar ve evleniyorlar?’


‘Yoo, ona da bir şey demedi.’


‘Bunları soruyorum çünkü Kötücan, bir noktayı aydınlatmak istiyorum. Yaratıcı yazım dendiği zaman bunun içine her şey girer. Muzlar ve patatesler, süper kahraman inekler olduğu gibi daha günlük şeyler de olabilir. Mesela bir evde yaşayan ihtiyar bir çift. Kışın şöminenin başına toplanıyorlar. Ateşi yaktıktan sonra herkes kitabına sarılıyor ve okuyor. Büyükbaba arada kalkıp ateşe odun atıyor.’


‘Aynı seninle annemin yaptığı gibi’


‘Evet, hemen hemen benzer.’


‘O zaman bunun neresi yaratıcı?’


‘Yaratıcı demek gerçeğe hiç benzemeyen demek değil ki. Sadece gerçekte olmamış bir şeyden bahsedendir. Mesela bu yaşlı çift de, senin farkettiğin gibi gerçekte neredeyse varolan kişiler. Aralarında çok konuşmuyorlar çünkü sözlerini özel, bekledikleri bir ana saklıyorlar.’


‘Neyi bekliyorlar?’


‘Çocuklarını. Ve de onların çocuklarını, yani torunlarını. Gelip, kendilerini ziyaret etsin istiyorlar. Bir masa etrafına oturup, yemek yesinler, yemekte de sohbet etsinler. Söyleyecekleri tüm güzel hikayeleri o zamana saklıyorlar. Ama çocukları gelmiyor. Aramıyorlar da. Kapıları o kış çalınmıyor, sonra ki kış da.’


‘Neden bunlar çocuklarını arayıp çağırmıyor?’


‘Evlatlarının içlerinden gelmeyip zorla ziyaret etmelerini istemiyorlar. Hani sen sabah benim hazırladığım kahvaltıyı ne kadar hevessiz yiyorsan, çocukların yüzünde de aynı ifade olmasın istiyorlar. Yıllar geçiyor, büyükanne ölüyor. İşte ilk defa o zaman çocuklar eve doluşuyor. Çocuk dediğime bakma, koca adam ve kadınlardan bahsediyoruz. Babaya yarım ağız ‘Başımız sağolsun’ diyorlar, çünkü adettendir, sonra evi geziyorlar. Yıllardır gelmemişler. Annelerinden kalan eşyalara, mobilyalara bakıyorlar. Birisi soruyor ‘Baba, annemin sallanan sandalyesini ben alabilir miyim?’ Bir diğeri atılıyor ‘Şifonyeri de benim’ Birbiri ardına bir şeyler istiyorlar büyükbabadan. Sonunda adam sinirleniyor, hepsini evden kovuyor. Sinirleniyor çünkü hiç biri ne annelerine üzüldükleri için gelmişler, ne de yalnız kalan babalarını merak ettikleri için. Çocukları gidince yaşlı adam odunları kestiği baltasını alıyor, çocukların istediği tüm mobilyaları parçalıyor. Sonra da parçaları sırayla ateşini harlamak için kullanıyor. Kendi kendine ‘Zaman içinde diğer tüm mobilyalara da aynısını yapacağım. Öyle ki ben öldükten sonra size hiç bir şey kalmayacak’. Kitabını alıyor, sandalye yanarken kaldığı yerden okumaya devam ediyor’


Ses gelmedi. Bir baktım, yanağından yaşlar süzülüyordu.


‘Tamam, dedim, biraz fazla karanlık bir hikaye oldu. Ama daha eğlenceli konularda da yazabilirsin. Mesela Noel Baba’yla ilgili...’


Noel Baba sekiz yaş grubundan gerçek bir karakter olduğu için süper kahraman sınıfına dahil değil.

‘Ne yazılır ki Noel Baba’yla ilgili?’

‘Her seferinde Noel Baba için sen kurabiye ve süt bırakmıyor musun? Noel Baba da onları yemiyor mu? İşte öykün oradan başlayabilir. Zaten yoğun bir gece geçirmiş, üstüne de yaşlı bir adam. Senin kurabiyeleri yiyince içi geçiyor ve koltukta uyuyakalıyor. Sabaha karşı sen hediyelerin gelip gelemdiğini kontrol etmek için kalkınca Noel Baba’yı koltukta horlarken buluyorsun’

Horlama fikri hoşuna gitmiş olmalı, gülümsüyor.

‘Önce onu gördüğüne seviniyorsun. Ama sonra farkediyorsun ki daha hediyelerini bekeleyen bir sürü çocuk var. Ya Noel Baba’yı uyandırabilirsin...’

‘Ya da?’


‘Ya da daha maceralı bir yol seçebilirsin, ki sen de bunu yapıyorsun. Koşarak Cadılar Bayram’ında giydiğin Noel Baba kıyafetini giyiyorsun, pamuktan sakalını takıyorsun ve kapıdan çıkıyorsun. Rudolph, diğer geyikler ve çektikleri kızak kapının önünde. Çıkıyorsun kızağın üzerine, eline alıyorsun dizginleri, filmlerde gördüğün gibi sallıyorsun ve ren geyikleri koşmaya başlıyorlar. Hep birlikte havalanıyorsunuz. Ren geyikleri hızlanmaya devam ediyorlar. Bir bakıyorsun, Fayetville’in üzerinden geçiyorsunuz. Durup buradaki çocuklara hediyelerini dağıtman lazım. Ama filmlerden sürücülerin atları nasıl durduğuna dikkat etmemişsin. Dizginleri çekiyorsun fakat boşuna. Geyikler durmuyor, aksine daha hızlı koşuyorlar. Sarsıntıdan hediye çuvalının ağzı açılıyor. Hediyeler bir bir aşağı düşmeye başlıyor. Dizginlere asılı kaldığın için uzanıp hediyeleri tutamıyor, çuvalın ağzını büzemiyorsun.

‘Ee, sonra ne oluyor?’

‘Sonra annen seni uyandırıyor Kötücan. Gece kalkıp hediyeleri kontrol etmişsin, bu arada dayanayıp kurabiyeleri yemiş,

Noel Baba için bırakılan sütü içmişsin. Sonra da koltukta kıvrılıp uyuyakalmışsın.’

‘Peki Noel Baba ne yapmış beni öyle bulunca?’

‘Bir not bırakmış. ‘Sen benim kurabiyelerimi yemişsin, ben de senin bir hediyeni geri götürüyorum’

‘Aaa...’

Bir süre ses çıkarmadan yürüdük. Sonra bana döndü:

‘Ben bunları yazamam. Bunlar senin hikayelerin.’

‘Ben de bunları yaz demiyorum. Ama yazarken kendini illa çok olağanüstü bir şey yazmaya zorlama. Günlük bir şey de gayet yaratıcı olabilir.’

‘Senin bir gece yolunu kaybedip yanlışlıkla cadılar kasabası Salem’e gidişin gibi mi?’

Yolumuzu kaybetmiştik ki birden bire ‘Salem’e hoşgeldiniz’ yazısı çıkıvermişti. Bir de buna arabanın ‘Yağ gerekli’ uyarısı gelince geceyarısı aracı kenara çekmiştik. Sonra... Sonrasını Kötücan’a bırakıyorum, bakalım yaratıcı yazım konusunda neler öğrenmiş?

Alinti

​​​​Facebook Sayfasmiz takip edin
​​Kaderimsin instegram
TikTok sayfamizdan bizi takip edin
​​Sayfamizi twitter Takip edebilirsiniz​​

Yukari Cik