Skip to main content
  • Örümcegin Hikayesi
  • Bir Örümcegin Hüzünlü Hikayesi

Bir Örümcegin Hikayesi Duygusal Kisa Hikaye

Bir Örümcegin Hikayesi Duygusal Kisa Hikaye

​Dünya hayatında hep kötülük işleyen bir adamı ölünce cehennem kapısında bir melek karşıladı. Melek adama şöyle seslendi:

“Hayatta iken tek bir gün bile birisine iyilik yaptıysan buraya girmeyeceksin. ”

Günahkar adam uzun süre düşündükten sonra,bir keresinde ormanda gördüğü örümceği hatırladı.

Balta girmemiş ormanda yürürken önüne bir örümcek ağı çıkmıştı. Adam ağı bozmamak ve örümceği ezmemek için o gün yolunu değiştirmişti.Heyecan içinde o günü meleğe anlattı.Melek adama gülümsedi ve ardından elini şaklattı.Gökten bir örümcek ağı inmişti.Adam bu ağa tutunarak cennete girebilecekti.Adam neşe içinde ağa tırmanırken cehennemden bazıları da bu ağa tutunarak cennete gitmeye çalıştılar.Ama adam ağın o kadar çok insanı taşımayacağından korkarak onları itmeye başladı.Tam o sırada ağ gerçekten koptu ve diğerleri ile birlikte adam da cehenneme düştü.

“Yazık” dedi melek.

“Bencilliğin, hayatında işlediğin tek iyiliği de kötülüğe dönüştürdü.O insanlara şefkat gösterebilseydin eğer,ağın herkesi taşıyabileceğini de görecektin. SON


Hikaye nedir ne anlama gelir?

Hikâye ya da öykü, gerçek ya da gerçeğe yakın bir olayı aktaran kısa, düzyazı şeklindeki anlatıdır. Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve diğer anlatım türlerinden ayrılır.

Hikaye nedir 6 özellik?

Hikaye genel olarak 6 tane unsurdan meydana gelen bir tür olmaktadır. Bu unsurlar kişiler, olay örgüsü, zaman, mekan, anlatıcı ve bir de hikayenin anlatıldığı bakış açısı olmaktadır. Kişiler unsuru hikaye de yer alan karakterlerin varlığını göstermektedir.

Hikayenin temel unsurları nelerdir?

Bir hikayede yapı unsurları 7 tanedir. Bunlar; kişi, zaman, yer, olay örgüsü, anlatıcı, konu ve çatışmadır.


SEVR MAĞARASINDA YAŞANANLAR

SEVR MAĞARASINDA YAŞANANLAR

“…Hani onlar mağaradaydılar; arkadaşına “Tasalanma! Allah bizimle beraberdir” diyordu. Derken Allah ona kendi katından bir güven duygusu indirdi, sizin göremediğiniz askerlerle onu destekledi ve inkârcıların sözünü değersiz hale getirdi…” (Tevbe 40). Bu ayet-i kerimede, mağarada Rasûlüllah’ın saklandığı ve bu esnada yanında sadece bir arkadaşının bulunduğu, onun da düşmanın takibinden büyük endişe duyduğu; ancak Hz. Peygamber’in, Allah’ın yardım edeceğine güvenerek metanetini koruduğu hatırlatılmaktadır. Ayette adı geçmemekle beraber tarihî bilgiler bu kişinin Hz. Ebu Bekir olduğunu kesin biçimde ortaya koymaktadır. Konuyla ilgili güvenilir rivayetler, Hz. Ebu Bekir’in bu yolculukta ve özellikle sığındıkları mağarada geçirdikleri üç gün boyunca Rasûlüllah’ın üzerine titreyen davranışlarıyla ona olan bağlılığının ne kadar içten olduğunu göstermektedir.


Ayette belirtilen mağara arkadaşlığı üç gün sürdü. Bu arada, Hz. Ebu Bekir’in yaptığı plan doğrultusunda oğlu Abdullah gündüz halkın arasına giriyor, gece de mağaraya gelip konuşulanları aktarıyordu. Çobanlık yapan Âmir b. Füheyre de koyunlarını Sevr mağarası yakınlarında otlatıyor ve geceleri gelip onlara süt veriyordu. Diğer taraftan; Hz. Peygamberi (s.a.s.) evinden çıkarken öldürmeleri için görevlendirilen on kişi, sabah hava iyice aydınlanana kadar beklemişler, sonra dışarıdan gelen birinin ikazı üzerine eve saldırmışlardı. Evde Hz. Ali’den başkasını bulamayınca şaşırmışlardı. Bunun üzerine Mekke yönetimi, Hz. Peygamberi ve arkadaşı Ebu Bekir’i ölü veya diri yakalayıp getirene 100 deve ödül verileceğini duyurdu. Gerek ödülü kazanmak isteyen, gerekse inanç açısından düşmanlık duyan kalabalık bir müşrik topluluğu Hz. Peygamberi aramaya çıktı. Bunlardan bir grup mağaranın yakınına kadar gelmişlerdi; konuşmaları içeriden duyuluyor ve ayakları görülüyordu. Eğilip baksalar belki onları göreceklerdi. Ayette belirtildiği gibi, Hz. Ebu Bekir’in “Ey Allah’ın resulü! Yaklaştılar, bizi görecekler!” sözüne Hz. Peygamber “Tasalanma, Allah bizimle beraberdir” buyurmuştur.


Siyer kaynaklarında, mağaranın girişine bir örümceğin ağ örmüş olduğu ve bir güvercinin yuva yapıp yumurta bırakmasının doğruluğu tartışmalıdır. Bu ifadelerin, Kuran’da kesin olarak bildirilen ilâhî yardımın zihinlerde canlandırılmasını sağlama amacı güttüğü açıktır.


Hz. Peygamberin Mekke’den çıkarken yatağına Hz. Ali’yi yatırması, Hz. Ebu Bekir ile önce Medine yönüne değil, güney istikametine gitmeleri ve hemen yola düşmeyip bir mağarada geçici olarak saklanmaları; gerektiğinde, düşmanı şaşırtma taktiklerine başvurma ve can güvenliği için mümkün olan önlemleri alma açısından dikkate şayan birer çabadır. Allah’ın peygamberi sıfatıyla O’nun himayesinde olduğunu bilen Rasûlüllah’ın dahi, insan olarak elinden gelen tedbirleri eksiksiz alması, zafere ve başarıya ulaşmak isteyen müminler için önemli bir örnektir.


Müslümanların Medine’ye hicret etmesi üzerine, Hz. Peygamberin de oraya gidip onların başına geçmesinden endişe duyan bazı müşrikler, Rasûlüllah’ı öldürme kararı aldılar. Suikast kararından haberdar olan Resul-i Ekrem, hemen hicret hazırlığına başladı. Öğle sıcağında, insanlar uykuda iken, Hz. Ebu Bekir’in evine gitti ve orada hicret planı hazırlandı. Bunun için Mekke-Medine yollarını iyi bilen bir kılavuz tutuldu. Kendisini öldürmek için evini saracak müşrikleri yanıltmak amacıyla Hz. Ali’yi yatağına yatırdı. Gece yarısı Hz. Ebu Bekir ile birlikte gizlice Sevr dağına tırmanıp buradaki mağarada gizlendiler.


Bu kadar tedbiri aldıktan sonra Allah’a tevekkül etmekten başka çareleri olmayan bu iki kulundan Yüce Allah yardımını esirgememiş, elçisine önce “serinkanlılık” indirmiş, ardından da onu “görünmeyen ordularıyla” destekleyerek korumuştur. Kimsenin göremediği ve mahiyetini bilemediği bu ordular, müşriklerin mağaranın ağzından geri dönmelerini sağlamıştır. Onların gitmelerinden sonra, bu iki yolcu Medine yolculuğuna devam etmişlerdir.


Sevr’i anlamak, Hz. Peygamberi doğru anlamakla mümkündür. Her yönüyle “güzel bir örnek olan” Allah Rasûlü, suikastçılardan korunmak için, gayet yerinde bir strateji uygulayarak bu konuda da örnekliğini göstermiştir. Mekke şartlarında yaşayan herhangi bir insanın yapması gerekenleri yapmış; alması gereken tedbirleri almış, ondan sonra “Allah bizimle beraberdir” diyerek tevekkül etmiştir. “Nasıl olsa Allah beni korur” diye devesine binip doğru Medine yoluna koyulmamış; ters yöne gidip, Sevr’de üç gün gizlenerek müşrikleri yanıltmıştır. Dikkat edilirse bu yolculukta Allah’ın yardımı tam zamanında yetişmiştir. Zaten, O’nun koyduğu ölçülere göre hareket edenlere Allah’ın da yardım etmesi, O’nun değişmez bir kanunudur.


Müslümanların yanlış inandırıldığı ve aldatıldığı konulardan biri de, Rasûlüllah’ın hicret yolculuğu esnasında, Sevr Mağarasında yaşananlar ile ilgili anlatılan mucizevi rivayetlerdir. Bu hikâyenin çıkışına neden olan rivayet Ahmet Bin Hanbel’in Müsned’inde güvercin, örümcek, Peygamberimizin mağara bekçileri olarak aktarılır; ayrıca yılan hikâyesi ile fabl konuşmaları da bunlara dâhil edilir.



Milli şairimiz Arif Nihat Asya, bu olayı ne güzel dile getirmiştir: “Şu tekbir getiren mağara, örümceklerin değil; /Peygamberlerindir, meleklerindir. / Örümcek ne havada, ne suda, ne yerdeydi; / Hakkı göremeyen gözlerdeydi!”


Prof. Dr. Mehmet Okuyan, bu konuda şöyle diyor: “Sevr mağarası konusunda ayet var; başka bir masala ne gerek var ki? Sevr mağarasının girişinde örümcek ve güvercin yoktu. Allah, “sizin göremediğiniz askerlerle onu destekledi” diyor. Allah, görünmez derken, güvercin ve örümcek görür değil midir? Görülemeyeceği ilan edilen bir varlık, başka bir şeye benzetilerek de görülmüş gibi sunulabilir mi? Bunlara gerek var mı ki? Allah adamı mağaranın kapısına kadar çıkartır, içine bir korku verir ve bu korkuyla o adam geri döner gider. Ayette, “Askerlerle destekledi” deseydi belki örümcek, güvercin vs. katılabilirdi. Ama “Göremeyeceğiniz askerler” diyor.”


       Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır da, Mağara girişindeki örümcek ağı ve güvercin yuvası olayının tamamen uydurma olduğu görüşündedir.


       (Yararlanılan Kaynaklar: TDV Kuran Yolu Tefsiri, TDV İslam Ansiklopedisi, Dr. Ekrem Keleş–Diyanet Umre Rehberi)


AĞAÇ, GÜVERCİN, ÖRÜMCEK HİKAYESİNİN KURAN’A ARZI


Hz. Peygamber’in hicreti bağlamında anlatılan ve Ahmet bin Hanbel’in Müsned’inde de hadis olarak zikredilen mağara bekçilerini, güvercin ve örümcek hikâyesini Kuran’a arz ettiğimizde hikâyenin doğru olmadığını görmekteyiz. Sözü edilen rivayete göre Hz. Peygamber ve Hz. Ebu Bekir Sevr mağarasına girdiklerinde orada hemen bir akasya ağacı bitiyor, güvercinler yuva yapıyor, örümcek ağ örüyor. Sanki mağaraya girilmemiş izlenimi veriyorlar ve müşrikler mağara kapısına gelince, bunlarla karşılaştıklarından dolayı buraya kimse girmediği kanısına vararak geri dönüyorlar.


Kuran, Hz. Peygamber için hicret yolculuğu esnasında mağarada “…Onu göremeyeceğiniz ordularla destekledik…” (Tevbe 40) buyurmakta ve görünür olan güvercin, örümcek ve ağaçtan bahsetmemektedir. Kuran’ın bahsettiği görünmez orduların ne olduğunu bilemeyiz ama bu ayetten Hz. Peygamber’in, o esnada koruma altında olduğunu öğrenmekteyiz.


Aslında hicret olayı anlatılırken mağara olayını güvercin ve örümcekle süslemek yerine “la tehzen innellaha meane” “Üzülme Allah bizimle” (Tevbe 40) ayetini gündem etmiş olsak ve bu ayeti merkeze alsak daha doğru olurdu. Zira mağarada iki sevgili insan, müşrik ordusunun takibi altındalar. Allah’ın davasını, başka ellere taşımak için canları pahasına yola koyulmuşlar. Bir mağaraya giriyorlar. Düşman yanı başlarına kadar geliyor ama onları göremiyor. Çünkü İbrahim için ateşe “yakma”, Musa için suya “yol ver” diyen Allah; Hz. Muhammed için “göze, görme” ya da meleklere, “müşriklerin görmelerine engel olun” emrini vermiş olabilir.


Burada Hz. Peygamber’in Kuran’da zikredilen sözü dikkat çekicidir. Hz. Peygamber; “korkma” (lâ tehaf) demek yerine, “üzülme” (lâ tehzen) diyor. Zira ortada bir korku durumu değil, bir üzüntü durumu vardır. Hz. Ebu Bekir üzülmektedir; çünkü davanın lideri gittiğinde davanın biteceğini düşünüyor. Yani kendi canlarını değil, davanın selametini düşünmekteler. Hz. Ebu Bekir, üzüntüsünü Peygamber’e dile getirmiş olmalı ki, Hz. Peygamber; “Üzülme Allah bizimle” diyerek üzüntüsünü bertaraf etmektedir. İmkânın bittiği yerde, tevekkül başlar. Tevekkülün olduğu yerde ise, ilahi yardım devrededir.


Mağarada gerçekleştiğini varsaydıkları yalanlardan biri de yılan hikâyesidir. Anlatılanlara göre; güya yılan önceden Peygamber’in oraya geleceğini biliyordu, O’nu ziyaret için orayı mesken tutmuştu. Peygamber gelince de O’nu ziyaret için deliğinden çıkmak istemiş; ama Ebu Bekir’in ayağı deliği kapatmıştı. Bu yüzden Ebu Bekir’in ayağını soktu ve Ebu Bekir zehirlendi; Peygamber de onun ayağını iyileştirdi. Ayette, mağaranın görünmez ordularla korunduğunu, Peygamber ve arkadaşının üzerine sükûnetin indiğini söylüyor. Müşriklerin, peygamberi görmelerine engel olan görünmez orduların güçleri, yılanı durduramamış mıydı? Allah’ın elçilerinin bile, Allah’ın bildirdiğinin ötesinde bilemedikleri gaybı, yılan biliyor muymuş? Hz. Peygamber’in dahi hicretten haberi yokken, yılanın nasıl haberi oluyor da, O’nun mağaraya gelmesini bekliyor?


(Kaynak: Muş Alparslan Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Cahit Karaalp–Ağaç, Güvercin, Örümcek Hikâyesinin Kuran’a Arzı)


       Hazırlayan: Bahtiyar Budak-Emekli Edebiyat Öğretmeni